-Başarı nedir? Okulların açıldığı bu günlerde aileler çocuklarından başarılı olmak anlamında ne beklemelidir? Bugün pek çoğumuzun sahip olduğu başarı anlayışımız doğru mu?
Başarı en genel tanımıyla kişinin istenen hedeflere ulaşmasıdır. Başarı konusunda günümüz velilerinin en yaygın ölçütünün elde edilen akademik başarı olduğunu görüyoruz. “Çocuklar yüksek not alsın, sınavlarda heyecanlanmasın, iyi okullar kazansın” çoğu ebeveynin başarı kriterlerini karşılıyor. Hatta çocuklara karşı şöyle cümleler kuruyoruz: “Senin bir tek sorumluluğun var, o da ders çalışmak, derslerini çalış, ödevlerini yap biz senden başka bir şey istemiyoruz”. Oysa bu çok yanlış bir düşüncedir. Elbette başka şeyler de istemeliyiz. Çünkü bir çocuğun hayatında var olan tek şey okul değildir. Bununla beraber çocuğun en önemli ve hatta tek sorumluluğunu iyi okullar kazanmak olarak tanımladığımızda çocuklarımızda sorumluluk duygusunu geliştirmemiz mümkün olmaz.
Başarı sınav notlarından ibaret değildir. Çocuklarımızın önüne hayatın her yönüyle ilgili hedefler koymalı, hayatı bir bütün olarak ele almalıyız. Başarıdan önce gelen şey çocuklarımıza vermemiz gereken sorumluluk duygusudur. Sorumluluk duygusu olan bir çocuk, okuldaki sorumluluklarını da yerine getirmesi gerektiğini bilir. O zaman çocuğumuzla” ödev yap, ders çalış” kavgasına tutuşmak zorunda kalmaz, hedeflenen başarıya kendiliğinden ulaşabiliriz.
Pek çok anne babanın çocuklarıyla ilgili en büyük şikayeti “ders çalışmıyor, hedefi yok, konsantre olmuyor, potansiyelini kullanmıyor” şeklinde.
Eğer çocuklarımız, okul hayatıyla ilgili sorumluluklarını yerine getirsin istiyorsak onlara hayatla ilgili sorumluluklar vermeliyiz. Sorumluluk deyince ilk akla gelen odasını toplaması değil elbette. Çünkü “odasını bile toplamıyor” anne babaların en büyük yakınması. Sanki odasını toplayıp dersini çalıştığında çocuğumuzun gelişimi mükemmel olacakmış gibi düşünüyoruz. Oysa gerçek hayatta çok daha fazlasına ihtiyacımız var.
Çocuklarımızın yaşına ve cinsiyetine uygun görevler vermeliyiz. Ama ne yazık ki pek çok anne ders çalışan çocuklarının meyvesini bile soyarak önüne getiriyor. Çocuk suyunu bile annesinden istiyor. Neymiş, ders çalışıyormuş. Bunlar yanlış şeyler. Kendi işini yapmak bir yana, çocuklar evle ilgili sorumluluklar da almalı. Bulaşık yıkamak, sofra kurmak, çöp atmak, evcil hayvanlara bakmak, markete gitmek, arabada unutulan eşyayı almak, misafire hizmet etmek, çarşafları değiştirmek, bulaşık makinesini boşaltmak gibi hayata dair sıradan işleri çocuklarımızla paylaşmalıyız.”Dersi var şimdi kalkmasın”, “sınavı var ellemeyelim” dediğimizde çocuklarımızı hayat karşısında zayıflatmış oluyoruz.
Öyle ki eve misafir geliyor. Evin çocuğu odasından çıkıp misafire hoş geldin bile demiyor. Buna ses etmeyen aileler var. Buradaki niyet temiz elbette. Dikkati dağılmasın, konsantrasyonu bozulmasın. Oysa ağaç yaşken eğilir. Dağılan dikkati yeniden toplamak mümkündür ama insani ilişkileri öğrenemeyen bir çocuk böyle büyürse ileride bu değerleri kazanması zor olur.
Çocuklarımıza ne tür hedefler koymalıyız. Başarı anlayışı sadece maddi hedeflere ulaşmak gibi algılandığında bu hedeflere ulaşıldığında ortaya çıkan boşluk duygusu kaçınılmazdır.
Her çocuk okula gider ancak hiçbir çocuk Hiçbir çocuk okuldaki derslere tutkuyla bağlanmaz. Derslerini dört dörtlük yapsa da bağlanmaz. Çünkü dersler sıkıcıdır ve bir yerde biter. Dersleri başarıyla bitirenlerin ödülü yüksek statülü mesleklere kavuşmak olur. İyi bir meslek sahibi olmak, bununla beraber yüksek bir maddi gelire sahip ulaşmak, bunu takiben iyi bir eve, arabaya, şık kıyafetlere ulaşmak. Hayalini kurduğu tüm hedeflere ulaşan bir insanın hissettiği duygu hiç de bu hedeflere ulaşmak için gece gündüz çalışırken umduğu gibi olmaz. Hedeflerine ulaşan insan hiç de öyle beklediği gibi mutlu olmadığını görür. İnsan başarıya, üne, mala, mülke kısaca sahip olduğu şeylere alışır. İşte bunun için çocuklarımızın kariyer planlarına, ders başarısına yaptığımız yatırımı onların manevi dünyasını zenginleştirmek ve önlerine bir takım manevi hevesler de koymalıyız. Manevi dünyada sınır yoktur. Ama maddi dünyada tüm hedeflerimize ulaştıktan sonra ya kendimize yeni hedefler koyup çalışmaya devam ederiz, ya da bir takım bağımlılıklar geliştirmek suretiyle elimizdekileri baltalamaya başlarız. Ayrıca insan sürekli olarak kendine hedefler koyup bunları elde etmek için çabalayamaz. Çünkü yorulur, bir yerden sonra tükenir. Çünkü şunu görür. Bir başarı elde ettikten sonra hissettiği tatmin duygusu hiç de beklediği gibi uzun sürmüyor. Hep sahip olmak istediği bir işe sahip, hayalini kurduğu insanla evli, çok istediği bir evde oturuyor olsa da bunlara alışır. Daha fazlası olsa ne olacak o da bitecek nasıl olsa demeye başlar. O zaman da sahip olduklarını baltalayacak bir takım bağımlılıklar ve kötü alışkanlıklar edinebilir.
Hayat asla tek boyutlu değildir. Hayatı sadece maddi boyuttan ibaret gibi algıladığımızda hayatı anlamsız bulur, korkular edinmeye başlarız. Kaygılıi gergin stresli insanlara dönüşürüz. Eskiden başardığımız ve çok kolay yapabildiğimiz işleri bile yapacak gücü kendimizde bulamayız.
.
-Veliler çocukların eğitiminde neleri öncelemeli?
Çocuklar okuldan gelince “dersler nasıl, öğretmen ne dedi, sınav oldunuz mu, nasıl geçti, açıklanan sınav var mı, ödev çok mu” gibi sorular dışında da sorular sormalıyız. Çocuğun hayatında on kalem konu varsa okul bunlardan sadece bir tanesidir. Çocuğumuzun hayatıyla bir bütün olarak ilgilenmeliyiz. Çocuğumuzun tuttuğu takımdan, sevdiği bilgisayar oyununa, en sevdiği arkadaşından en sevdiği kıyafetine kadar kendisine ait bir dünyası vardır. Onun dünyasını sadece okul ve derslerden ibaretmiş gibi algılayıp, hayatı sadece okul hayatına indirgersek çocukta hayatın geri kalanıyla ilgili değersizlik duygusu yaratırız.
Hayat ders çalışmaktan ve sınav kazanmaktan ibaret değildir. Okul başarısı ve hayat başarısı birbirinden çok ayrıdır ve okul başarısı hayatın geri kalanında başarılı olacağımızın garantisi değildir.
Bazen okul dışında başka alanlarda da başarılı çocuklar görüyorum. Mesela çocuk basketbolda çok başarılı ve severek oynuyor. Ama antrenman saatiyle dershane saati çakışıyor ya da çocuğun notlarında düşme oldu diye ebeveynler çocuğun sosyal hayatını hemen askıya alabiliyor. Hayat dersler ve derslere engel olan şeyler olarak ikiye ayrılıyor ve derslere engel olan şey çocuğun gelişimi için dersten çok daha faydalı olsa bile hayattan eleniyor. Tek yönlü, asosyal ve aşırı bireysel çocuklar bu nedenle çok fazla.
Okulun amacı çocuğa disiplin kazandırmak, sorumluluk duygusunu geliştirmektir. Amaç ödevini bitirmesi değil ödevini bitirme sorumluluğu kazanmasıdır. Hayattaki ödevler okuldan ibaret değildir. Hayatı bütünüyle ele almak gerekir. Sadece ders ve okul başarısı odaklı yetişen bir çocuk, tüm okullar bittiğinde zevk aldığı hobileri yoksa boşluğa düşecektir.
-Çocukların özellikleri, yetenekleri, ilgileri ve kapasiteleri nasıl anlaşılır? Velilerin çocuklarını tanıyıp beklenti düzeylerini ona göre ayarlamalarının önemi?
Her çocuğun kendine has özellikleri vardır ve çocuklarımızı en iyi biz tanırız. Bunun için onları tarafsız bir gözle gözlemeli, hayata dair kendi istek ve beklentilerimizi çocuklarımıza yansıtmadan gerçekçi değerlendirmeler yapmalıyız. Hayat karşısındaki beklentilerimizi çocuklar üzerinden gerçekleştirmeye çalışmak ne yazık ki anne babaların düştüğü bir hata.
Eğer çocuklarımızın yetenek düzeylerini ve kapasitelerini doğru anlamazsak onları anlamsız yarışların içine sokabiliriz. Onun başarılı bir sporcu olmasını istiyorsunuzdur ama çocuğunuzun atletik bir fizik yapısı olmayabilir, ya da çocuğunuzun doktor olmasını istiyorsunuzdur ama fen derslerine karşı yeteneksiz ve ilgisiz olabilir. Bu hayatta herkesin başarabileceği ve severek yapabileceği bir şeyler vardır. Önemli olan bunu yakalamak ve çocuklarımızı bu yolda yönlendirebilmektir.
“elinden geleni yapmıyor, aslında yeteneği var kapasitesi çok yüksek” cümlelerini ebeveynlerden sıklıkla duyarız. Olabilir ama her şey kapasite de değildir. Çocuğun ilgisi olmayabilir. Bizler çok iyi yapabildiğimiz her şeyi yapıyor muyuz ki çocuklarımızdan bunu bekliyoruz? Bir ev hanımı günde beş çeşit yemek yapabilir diyelim. Bu her gün beş çeşit yemek yapacağı anlamına gelmez. Arabanın 250 km. hızla gidebiliyor olması arabayı hep bu hızla süreceğimiz anlamına gelmez. Atı çatlatmak diye bir tabir vardır dilimizde. Kendimiz öyle yapmadığımız halde çocuklarımızı maksimum kapasiteyle koşturmak istersek en sonunda atı çatlatabiliriz.
-Çocuğun ruhsal dünyasının, manevi dünyasının zenginleştirilmesinin önemi?
Çocuklarımızı ruhsal ve manevi yönden zenginleştirmek çok önemlidir çünkü manevi dünyamızın temelleri çocukluk yıllarında atılır. Sağlam bir inanç sisteminden yoksun büyüyen çocuklar, ilerleyen zamanlarda hayat içinde karşılaştıkları zorlukları aşma konusunda sorunlar yaşarlar. Kişilik gelişimi rastlantısal ve gelişigüzel değil, sağlam bir değerler sistemini merkez alarak ilerlemelidir.
Önemli bir diğer sorun da şimdiki çocukların sahip oldukları şeyler karşısında bedel ödemeleri gerektiğini bilmemeleri. Çünkü istedikleri her şeye çok kolay ve bedelsiz ulaşıyorlar. Hayata değer katmaları gerektiğini öğrenemeden büyüyorlar. Elbette bunun sorumlusu da biziz. Çünkü çocuklarımıza çoğu zaman onların talep etmesine bile fırsat vermeden çok fazla veriyoruz. Özellikle çalışan anneler çocuklarıyla yeterince ilgilenemediklerini düşündüklerinden hissettikleri suçluluk duygusunu maddi hediyelerle gidermeye çalışıyorlar. Bazen de “herkeste var benim çocuğum eksikli kalmasın” diyerek çocuklarımızın aşırıya kaçan isteklerini yerine getirebiliyoruz. Mutsuz, tatminsiz, elindekilerin farkında olmayan çok çocuk var. Şükran ve minnet duygularından yoksun büyüyen bir nesil yetişiyor.
Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki maddi dünyadaki eksiklikler çok fazla göze görünür durumda, manevi dünyalarımızın eksikleri içinse yeterince çaba harcamıyoruz. Zaman çok hızlandı, insanlar pek bir meşgul. Oysa birbirimize vereceğimiz en değerli şeyler zaman, emek, ilgi, sevgi ve şefkat.
Bu noktada anne babalara önerim şu: çocuklarınıza zaman ayırın ve onlara hayatın ne olduğunu anlatın. Hayatı sahip olunan ve elde edilen maddi dünyadan ibaret gibi algılanmasınlar. Çocuklarınızın yüreğine tutkuyla bağlanacakları bir şeyler koyun. Yüreğimize çocukluk yıllarında yerleşen güzel şeyleri bir ömür unutmayız ve bu duygular bizi hayat karşısında güçlü kılar.
Manevi hazları tatmadan, bu duygulardan yoksun büyümüş bir çocuk en iyi okulları bitirse en prestijli mesleklere sahip olsa bile boşluk duygusuna kolayca düşebilir, hayatta yolunu bulmakta zorlanabilir. Bağımlılıklar ve kötü alışkanlıklar, inanç sisteminden değer yargılarından, maneviyattan yoksun insanlarda daha fazla görülür.
-Okulda başarılı olmak için çocuğun okul döneminde oyun oynaması, sosyal ilişkiler içinde olmasının yasaklanması, kısıtlanması ne kadar doğru?
Eğer çocuklarımıza sağlam bir sorumluluk duygusu, özgüven ve karar verme becerisi kazandırırsak hiçbir şeyi yasaklamak ve onları cezalandırmak zorunda kalmayız. Sorumluluk duygusunun gelişimini kas gelişimi gibi düşünün. Kollarımı güçlendirmek istiyorsam bir kiloluk ağırlıkla çalışmaya başlarım. Bir süre sonra iki kiloya çıkarım. Sonra set sayılarını artırım. Kollarım güçlendikçe çalıştığım ağırlığı yükseltmeye devam ederim. Bu bir süreçtir. Ama bizim çocuklarımıza yaptığımız şey şu: “onlara yarım kilo bile taşıtmıyoruz ama bir gün geliyor ve yüz kiloyu kaldırmalarını bekliyoruz”. O zaman da çocuklar korkup kaçıyorlar. Hem biz hem de yavrularımız üzülüyor. Artık büyüdün ayaklarının üzerinde durman lazım diyoruz ama onu hayata hazırlamamışız. Evet en güzel okulları bitirmesini sağlamışız, en iyi dershanelere göndermişiz, özel hocalar tutmuşuz. Ama hayat bundan ibaret değil. İnsan ilişkilerini biliyor mu, selamlaşmayı, saygıyı, hal hatır sormayı, gönül almayı. Bunun yanı sıra pazarlık yapmayı, domatesin iyisini, balığın tazesini almayı, oturmayı kalkmayı… Bunlar basit ama önemli konular.
Hayata dair, hayatın bütününde güçlü durabilecek, zorlukları aşma konusunda becerikli çocuklar yetiştirmek istiyorsak çocuklarımızla daha çok zaman geçirmeliyiz. Mesela Pazar alışverişlerine çocuklarınızı götürün, görsünler öğrensinler. Siz yemek yapıyorken yanınızda dursunlar gözlesinler. İşiniz izin veriyorsa onları her fırsatta işyerine götürebilir, ufak tefek sorumluluklar verebilirsiniz.
“Ben başardım” duygusunu çocuklarınıza yaşatın.
Çocuklarda görülen özgüven eksikliği aileleri gerçekten üzüyor. Çocuklarımızın daha girişken, kendinden emin, önlerindeki işe tereddütsüz başlayan aktif bireyler olmalarını istiyoruz. Ancak modern çağın anne babalarıyla çocukların işi gerçekten zor. Çünkü çok fazla endişeliyiz ve fark etmesek de mükemmeli arıyoruz. Çocuklarımızı koruyup gözetmek için çok fazla çaba harcıyoruz ve onları ara sıra kendi hallerine bırakmamız gerektiğini unutuyoruz. Onlara ait sorumlulukları yükleniyor, burnumuzu çocuklarımızın işlerine fazlaca sokuyoruz.
Örneğin çocuğa bir görev veriyoruz. Ama çocuk görevi yerine getirene kadar konuşuyoruz. “dikkat et, şurayı şöyle yap, sağına bak, soluna bak”. Elbette yine iyi niyetliyiz. Verilen işi en iyi şekilde tamamlamaları için konuşuyoruz. Ama yöntem yanlış olunca iyi niyet pek de işe yaramıyor.
İşte bunun için çocuklarınıza başarabilecekleri hedefler koyun. Başarmalarına izin verin. İşe yaradıklarını, hayata katkı sağladıklarını görsünler. Somut ve sonuçları hemen görülebilir hedefler olsun. Mutfağı topla dediğinizde çocuk mutfağı toplar ve elde ettiği temizliği görür. Ama bu noktada çocuğa hemen “şurası eksik kalmış, ocağı kötü silmişsin, yere su damlatmışsın” gibi eleştirilerde bulunursak, ya da o mutfaktan çıkar çıkmaz arkasından biz toparlarsak bütün hevesini kırmış oluruz ve çocuğa bir daha iş yaptıramayız. Eksikleri olsa da bunları söylememek lazımdır. “çok güzel olmuş, ellerine sağlık, iyi ki sen varsın, çok yorgundum o kadar makbule geçti ki” gibi cümleler kurmak yerinde olacaktır.
Yaptıkları her işte onlara sürekli müdahale de bulunur, eleştirir ve kaygılarımızı hissettirirsek özgüven geliştirmelerine engel oluruz. Özgüven geliştirmenin yolu çocuğun başarma duygusunu yaşamasından geçer.








