Bağışlamak Lazım

Bağışlamak lazım, affetmek ve kalbi korumak. Ama öyle affettim demekle de olmuyor ki bu işler. Kızdığınız birini affetmeye giden yol önce inkar etmeyi bırakmakla ve başımıza geleni kabullenmekle başlıyor. Sonra bol miktarda öfke çıkıyor açığa. Sonra öfkeden yorgun düşüyorsun; hüzün keder belki de hafif çaplı depresyon beliriyor bünyede. Takıntılar başlıyor, pazarlık yapıyorsun inandığın şeyle. Sonra bakıyorsun gücünü toplamışsın ve o gücü daha fazla öfkelenmek için yakıt yapmışsın. Aslında başa dönmüşsün. Acımızın büyüklüğüne göre bu süreçte bir kaç kez ya da on yirmi kez turluyoruz aynı basamakları. Sonra bir anlayış gelişmeye başlıyor içimizde. İlk önce kendimizi anladıktan ve yasımızı tuttuktan sonra gelen anlayış, bağışlamanın da kapılarını açıyor. Kabulleniyoruz işte o zaman. Bağışlamış oluyoruz.
Bu sürecin içinden geçmemiş bir bağışlama çiğ bir bağışlama. Olmamış eksik kalmış oluyor. Yediğin kazıkla yaşamaya mecbur hissederken ve her kıpırdadığında kazıklar sana batarken bir de sakin kalmaya çalışmak mümkün değil elbet. Yani içimize batanların acısını öfkesini hissetmeden, kendimizi iyileştirmeden kimseyi affedemeyiz. Çok olsa razı oluruz. Sevgiyle kalın.